Bayrakla Bölücülük Yapanlar

İstanbul’ sokaklarında bayrak asma hevesi içinde ikili üçlü gruplar halinde dolaşan ve “Türkiye’yi irticanın ve gericilerin eline bırakamazsınız!” “Cumhuriyet’i kurtarın!” “Çankaya’nın İran’a dönmesine tepkinizi gösterin!” diyerek bayrak dağıtanların, acaba halkımız nasıl bir görüntü çizdiklerinin farkında mı?

Yürürken karşılıklı pencerelere gözüm ilişiyor, bakıyorsunuz arada tek tük bayrak asılmış pencereler… Sanki bir Ermeni sokağındasınız da Türkler pencerelerindeki bayraklarla kendilerini belli ediyorlar; o bayrak diğerlerine ait değilmiş gibi. Sağ-sol çatışmalarının alevlendiği 70’li yıllar ve darbe zamanlarının tedirgin sokaklarını andıran bu görüntüler, komşuyu komşuya düşman etmek istercesine; bayraklı olan ev “laik”, diğerleri “gerici, yaratılışa inanan, yobaz ve cumhuriyet düşmanı. Kapıları da mimlediniz işte böyle, bayraklı olmayan evin indirin camını aşağıya. Saldırın! Yok edin onları (!)

Bayrakla siyaset yapanlar, bayrakla milletin arasına nefret tohumları ekenler… Bayraktaki hilalin ve şehitlik kavramının nereden geldiğinin farkında olmayanlar, ya da işine gelmediğinden manasını örtmek isteyenler… Laikliğin dindarlıkla çeliştiği görüntüsünü vermeye çalışanlar…

“İki Türkiye” ayrımına götürülmek istenen ülkede, bu eylemlerle kimler kimlerin ekmeğine yağ sürüyor acaba? Çok değil, yaklaşık 15 sene evvel Bosna Savaşı’nda etnik ve din ayrımcılığını körükleyerek komşuyu komşuya boğazlattılar. Mantık aynı mantık. Etnik ayrımla bir zamanlar gül gibi geçinip giden halkımızı Türk-Kürt çatışmasına sürükleyenler ile, “laiklik” ve “irtica” gibi; tanımları bile kullananın ağzına göre anlam değiştiren lastik kavramlarla halkı birbirine öcü gibi baktıranlar aynı değil midir?

Baykal, Anayasa Mahkemesi’nin cumhurbaşkanlığı seçimini iptal etmesinden sonra partisinin grup toplantısında

“Bu dönem içinde çok büyük mücadele verdik. Bu normal bir mücadele değildir. Türkiye’nin nelerle karşı karşıya kalacağına ilişkin tabloyu üzüntü ile gördük. Halkımızı harekete geçirmeyi başardık. Halkımızın cumhuriyetimize sahip çıkmasını başardık.”

diyerek, halkı galeyana getirip bu manzaralara sebebiyet vermekten duyduğu memnuniyeti ifade etti. Tahrik unsurunu fütursuzca kullandığınız konuşmalarınızla halkı sokaklara dökmeye bu kadar muktedirsiniz de, Irak’ta milyonlar Türkiye hava sahasından kalkan uçaklarla bombalanırken neredeydiniz? Sesinizi o zaman neden yükseltmediniz? Yabancılara mülk ve toprak satışının serbest bırakılmasıyla ulusal bütünlüğümüz tehlikeye giriyor, cumhuriyet temelleri sarsılıyorken kitleleri harekete geçirme stratejiniz kış uykusuna mı yatmıştı? Ve daha nicesi… Muktedirliğinizi ve muhalefetliğinizi neden ulusun istikbali yolunda değil de, siyasi çıkarlarınız uğrunda kullanmaktasınız?

Cumhuriyetse de, lakillikse de, dinse de, topraksa da.
Bu ülke, kimsenin şahsi malı değildir.

Ülkeyi böylesine tedirgin ve gergin bir ortama sürükleyerek ne halkın cebine giren üç kuruşla oynamaya, ne de huzurunu bozup potansiyel saldırgan haline sokmaya kimsenin hakkı yok.

About these ads

10 responses to “Bayrakla Bölücülük Yapanlar”

  1. Serdar says :

    Cumhuriyetin kaymağını yiyen laik elit “aman birşey değişmesin bu devran böyle devam etsin” zihniyetindeler. Ve malesef pek çok vatandaşımız da bu provakasyona kapılıyor. 100 yıldır devam eden inançlarını özgürce yaşamak isteyen gerçek demokratlara darbe vurulmaya çalışılıyor.

  2. Ugly Boy says :

    gerçek demokratlaramı :)
    komik
    gerçek demokrat kim? demokrasi dediğin nedir?
    kime göre neye göre demokrasi? demokrasiden ne anlayacağız.. her kesimin kendine has bir demokrasi anlayışı var. demokrasi diye çiziktirilen şeyler tamamen bir ütopya. avrupada yada gelişmiş ülkeler nezdinde demokrasi denen şey %51’in %49’a tahakkümu değilmidir ?
    inançlarım yüzünden özgürlüğüm sınırlanan ve önüme engel konulan ben. benim adıma da konuşuyorsun. bu yüzden bana ve benim gibilere “demokrat” yakıştırması yapılmasını tasvib edemem. hiçbir müslüman da kendine bu nitelemeyi yapmamalı bence

  3. helin demir says :

    PKK KÜRT HALKINI TEMSİL ETMİYOR

    Türkiye’de PKK’nın geride bıraktığı acılar halen yürekleri yakmaya devam ederken, kimi analar PKK tarafından katledilmiş evlatlarının cenazesine sarılıyor, kimi ise parçalanmış bedenine… Bu kez geçtiğimiz yıl hain pusuda şehit düşen Şanlıurfalı Halil Akçakoca’nın annesi Leman Akçakoca’nın ağıdı, içinde bir parça insan sevgisi olan herkesi derinden sarsıyor.

    İbrahim Halil’in resmine bakarak gözyaşı döken acılı anne, “Vatan sağ olsun. Bir tek bayrağımız var” diyerek “PKK terör örgütünün hiç kimsenin hakkını savunmadığını, örgütün Kürt ve Türkü birbirine düşürmek için uğraştığını, kesinlikle Kürtleri temsil etmediğini” belirtiyor.

    Anne Leman Akçakoca, oğlunu askere gönderirken gurur duyduğunu anlatarak, fidanını koparan ve hain tuzaklarla Mehmetçikleri şehit eden dağdaki terör örgütü PKK’dan “hainler” diye bahsediyor. Kürt anne Leman Akçakoca, “Biz kardeşiz. Türk-Kürt diye ayrım olmaz. Bu vatan için hepimizin dedeleri, nineleri can verdi. PKK’nın kimsenin hakkını savunduğu filan yok ve Kürt halkını da temsil etmiyor. Dağdaki köpekler birilerinin uşaklığını yapıyor. Onlar bölücü, biz ise doğuluyuz. Kürt’ün hakkını savunan askere el kaldırır mı? Geçen hafta şehit edilen askerlerin yarısı Kürt’tü.” şeklinde konuşarak, PKK’nın asla Kürt halkını savunmadığı ve yine en büyük zararı da Kürtlere verdiği konusunda önemli tespitlerde bulunuyor.

    “Kendilerinin ay yıldızdan başka bayrakları olmadığını” anlatan şehit annesi, “Evinin önünde dalgalanan bayrağa baktıkça Halil’ini hatırladığını vurguluyor. Akçakoca, “Milleti bölmeye çalışıyorlar. Kavga çıkarıyor, Kürtü ve Türkü birbirine kırdırıyorlar. Bir tek Türkiye, bir tek bayrağımız var. O da ay yıldızlı bayrağımız. Ninelerimizin sandıklarında bile Türk bayrağı vardı. Şimdi çağırsalar bayrağımız için teröristlerle savaşırız” diyerek, Kürt ve Türk halkının yıllarca kardeşlik içerisinde bir arada yaşadığını açıklıyor.

    Halil’in annesinin feryadı, bir kez daha PKK’nın acı sona sürüklediği evlatları için yanıp tutuşan Kürt ya da Türk bütün annelerin hikayesine örnek oluyor. Ve bir kez daha kavrulan ana yüreği acıyla haykırırken, kanlı örgüt PKK konusundaki gerçek yine gözler önüne seriliyor: “PKK Kürt Halkını Temsil Etmiyor, Etmedi, Etmeyecek!”

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  4. helin demir says :

    SEÇİMDEN SONRA DTP
    Seçim sonuçlarının DTP açısından ortaya çıkardığı bölgesel başarı, şüphesiz çok önemli ve geleceğe dair belirleyici bir anlam ifade ediyor. Ancak en az bu tablo kadar göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek var ki, birkaç il dışında Türkiye’nin batısında, kuzeyinde, İç Anadolu’da ciddi bir durum değerlendirmesini gerektirecek bir fotoğraf karşımızda duruyor. DTP’nin bu durum dikkate alınarak yeniden yapılandırılması ve elbette Kürt sorununa duyarlı hiçbir çevreyi dışlamaması bekleniyor.
    DTP’nin seçim sonuçlarını Türkiye’deki demokratik ortama borçlu olduğunu unutmaması, bu yol ayrımında tercihini, partisini yerel yönetime taşıyan demokrasiye uygun yöntemleri geliştirmekten yana kullanması uygun görünüyor. Bunun ilk koşulu ise, PKK terörü ve silahlı mücadeleye karşı duruşu ortaya koymaktan, şiddete karşı net bir tavır almaktan ve bundan sonraki yol haritasını sivil demokrasiyi çizecek yönde kullanmaktan geçiyor. Bu takdirde DTP’nin, tabanının özlem ve beklentilerini dikkate aldığı kanısına kamuoyu nezdinde güç katacağı ve yarattığı olumlu atmosferden sağlayacağı destek oranında PKK talep ve yönlendirmelerine “hayır” deme şansını güçlendireceği biliniyor. Yani legal çalışma olanaklarını sınırsız zorlayarak halkın barış, huzur ve hizmet beklentilerine gereken cevabı verebileceği düşünülüyor. Nitekim seçimlerden sonra Ankara’da Belediye Başkanları toplantısında konuşan DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, halkın kendilerine destek verdiğini hatırlatarak, “Şimdi hizmet sırası bizde” diyerek belediyelere hizmet talimatı veriyor. Belediye çalışmalarının koordineli bir şekilde yürütülmesi ve hizmetlerin dengeli ve birbirini tamamlar nitelikte yürütülmesi gerektiğine işaret eden Türk, seçim sonuçlarının kendilerine daha büyük sorumluluklar yüklediğini, eksikliklerini telafi etmeye çalışacaklarını belirtiyor. Seçmenler de Ahmet Türk’ün söylemlerinin gerçekten uygulanabilir olmasını bekliyor. (Fırat Haber Ajansı)
    Öte yandan Kürt siyasal hareketleri içerisinde olanların talepleri ile ilgili araştırma sonuçlarına bakıldığında tam bağımsızlık veya federasyon isteyenlerin oranının çok düşük olduğu belirleniyor. Geri kalan çoğunluk ise birlikte yaşamak istiyor ve ayrılıkçı bir talepleri bulunmuyor. DTP içindeki oranlar için de aynısı söylenebiliyor. Bu aşamada yapılması gerekenin Türkiye’nin üniter yapısı tartışmaya açılmadan, birlikte yaşamak isteyen Kürtlerin taleplerinin açıkça tartışılması olduğu düşünülüyor. (Radikal)
    Kim ne derse desin bir kimliksel temsil talebini karşılamaya yönelmiş her siyasi söylem ve pratik, ilgili toplumsal tabanın dilinde “hizmet” olarak tercüme ediliyor. Gerçekten öyle de oluyor; yoğun Kürt nüfuslu illerden gelen seçim sonuçları, buna işaret ediyor. Hizmet siyasetçilerine sormak lazım geliyor. Gelinen aşamada Kürtlerin ve Türklerin siyasetin barışçıl dilinden daha fazla neye ihtiyaçları var? Barışçıl siyaseti dışlayan bir dilin, diyelim şiddete angaje siyasi bir dilin herkese ödettiği hak edilmemiş onca bedel varken, siyasetin her türlü meşru ve barışçıl araçlarıyla buluşmak için, daha kaç bahar beklemek gerekiyor?
    DTP’nin seçimden beklentileri yönünde çıkmasının ardından “Doğum Günü” bahanesiyle yaşananlar, söz verilen temiz siyaseti kirletmeye yetiyor. Abdullah Öcalan’ı “tek adam”, “militarist” gibi ifadelerle tanımlayan ve kendisine nedense entelektüel kelimesini yakıştıranların, hizmet siyaseti üzerine düşen kara bir leke teşkil ettiği değerlendiriliyor. DTP’nin artık bundan sonra demokrasinin peşinden son hızla koşması ve kendisine oy verenlerin beklentilerine uygun olarak huzur ve barışa sıkı sıkı tutunması gerekiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  5. helin demir says :

    YABANCI BASINDA KÜRTLER VE PKK

    Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğüne geçen yıl, yurt dışındaki basın müşavirlikleri, yabancı haber ajansları, takip edilen yabancı radyolar ve internet sitelerinden toplam 753 bin 250 haber, yorum ve program ulaşırken, bunlardan 22 bin 858’inin Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren haber, yorum ve programlardan oluştuğu bildiriliyor. BYEGM’nin Türkiye’ye ilişkin 2008 yılında dış basında yayımlanan haber, yorum ve programlara ilişkin değerlendirmesine göre; Türkiye’nin, iç ve dış politikadaki gelişmelerle oldukça yoğun bir yılı geride bıraktığı belirtilerek, önceki yıllarda olduğu gibi 2008 yılında da dünya basın yayın organlarının gündeminde önemli bir yer tutmaya devam ettiği kaydediliyor.

    Yabancı basında çıkan haberlere göre diğer bazı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Avusturya’da da PKK’yı “mali ya da siyasi” yönden destekleyen organizasyonların sivil toplum örgütü süsü altında faaliyet gösterdiği vurgulanarak, Avusturya’da günlük olarak yayınlanan liberal sağ eğilimli “Die Presse” gazetesinin 12 Haziran 2009 tarihli nüshasında Kürtler ve PKK hakkında çarpıcı ayrıntılara yer veriliyor.

    10 ila 20 milyon Kürdün bir çok ülkeye dağılmış durumda olduğu belirtilerek Kürtlerin değişik ülkelerde, değişik partilerde ve değişik hedeflerle yaşamlarını sürdürdükleri aktarılıyor.

    PKK’nın 2005 yılından bu yana Kürdistan Topluluklar Birliği adı altında uluslararası alanda terörist örgüt olarak sınıflandırıldığı, örgütün çok sayıdaki silahlı alt örgütlerinin Avrupa’da saldırılar ve militan eylemler gerçekleştirdiği vurgulanıyor.

    Ayrıca kendisini Marksist olarak tanımlayan partinin kurucusu Abdullah Öcalan’ın 1999 yılından bu yana hapiste olduğuna, lideri İsveç’te mukim Kemal Burkay olan PSK’nın (Kürdistan Sosyalist Partisi) PKK karşısında epey önem kaybettiğine dikkat çekiliyor.

    Suna Rassoulian imzalı haberde; Avusturya’da yaşayan Kürtlerin birbirleriyle uzlaşamıyor olmalarının onlar için olağan bir durum olduğuna işaret ediliyor.

    Farklı ülkelerden Avusturya’ya gelen Kürtlerin birbirlerine hiç güvenmediklerine, 21 Mart Nevruz bayramının Avusturya’daki Kürtler tarafından toplu olarak kutlanmamasının da buna bir örnek olduğuna, PKK taraftarlarının kendi içlerine kapanma eğilimi gösterdiğine değiniliyor.

    Örgüt mensuplarının aralarında yaptıkları konuşmalarda ise; Avrupa sahasının, Abdullah Öcalan etrafında örgütlenme yerine “didişme ve dedikodu merkezi” haline geldiği, tali sorunlar ile uğraşılarak kurumların içinin boşaltıldığı, halkın derneklere gelmediği gibi eylemlere de katılmadığı, yeni nesil ile ilişkilerin zayıf olduğu, yeni nesilden uzaklaşıldığı hususlarına yer veriliyor.

    Kürt partilerin Avusturya’daki temsilcilerinin hangi bölgeden gelmişlerse, o bölgedeki değişiklikler için mücadele verdikleri, örgütlenmiş sivil toplum kuruluşlarında bir araya geldikleri, ana merkezi kendi menşe ülkelerinde olan partilerin politikasını Avrupa’da sürdürdükleri, bu nedenle Avusturya’da müşterek bir Kürt cemaatinin oluşamadığı kaydediliyor. Avusturya’da yaşayan bir çok Kürdün, İran Kürdistan Demokratik Partisi Genel Sekreteri Ghassemlou ile iki arkadaşının 1989 yılında Viyana’da öldürülmesinden sonra korkularının arttığı bildiriliyor.

    Avusturya Kürt Bilim ve Kültür Teatisi Cemiyeti Başkanı Hans Joachim Fuchs ayrıca Avusturya Hükümeti için Kürt çıkarlarının önceliği olmadığını söylüyor.

    Avusturya’da Kürt deyince hemen akla PKK’nın gerçekleştirdiği terör eylemlerinin geldiği, Fatma adlı bir Kürt kızının Avusturyalı bir genç ile birlikte yaşarken, Kürt olduğunu söylediğinde sorgulu bakışlarla karşılaştığı, arkadaşının kendisine PKK’lı olup olmadığını sorduğu vurgulanıyor.
    Bu arada, Avusturya’nın Graz kentinde 2008 yılında bir grup PKK’lının, terör örgütü başı Abdullah Öcalan’ın sağlık ve cezaevi koşullarını bahane ederek, kentin en işlek caddelerinden bir yolu trafiğe kapatmak istedikleri, ancak güvenlik güçlerinin PKK’lı göstericilere müdahale ettikleri, müdahale sonrasında çıkan olaylarda, park halindeki bazı otomobiller ile iş yerlerinde maddi zarar meydana geldiği, Avusturya Güvenlik Birimlerince, Avrupa Birliği’nin terör örgütleri listesinde yer alan PKK’nın, özellikle finansman teminine yönelik faaliyetlerinin yakın takibe alındığı, sivillere yönelik şiddet kullandıkları belirlenen örgüt kadrolarının da yargı önüne çıkarıldıkları, Graz ve çevresinde faaliyet gösteren Türk dernekleri tarafından yetkili makamlardan alınan izin kapsamında organize edilen “Teröre Hayır” yürüyüşüne müdahale eden ve çok sayıda kişinin yaralanmasına neden olan PKK’lılar hakkında “terör örgütüne üye oldukları ve sivillere yönelik şiddet eylemlerini gerçekleştirdikleri” gerekçesiyle Avusturya Adli Makamlarınca soruşturma başlatılarak, bazıları tutuklanan örgüt mensuplarının Yüksek Mahkeme’de yargılanması kararı verildiği, öte yandan, Vorarlberg eyaletine bağlı Lauterach’da faaliyet gösteren bazı inşaat şirketlerinde işçi olarak çalışan terör örgütü yandaşlarının baskısıyla, şirket yöneticilerinin Türk, Arap, Yunan işçileri işe almadıkları, daha önce alınanları ise işten çıkarttıkları yönündeki şikayetler üzerine, adli ve güvenlik makamlarınca soruşturma başlatıldığı yönündeki hususlar da bilinenler arasında yer alıyor.
    Basın haberlerinden de anlaşıldığı üzere Avusturya, tüm dünyada terör örgütü olarak kabul edilen PKK’ya karşı kararlı tavrını sürdürüyor. Terörle mücadelenin en üst düzeyde değerlendirildiği günümüzde diğer ülkelerin de benzer önlemler almaları, terörü nerden ve ne sebeple gelirse gelsin kesin bir dille kınamaları bekleniyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  6. helin demir says :

    İNSAN HAYATINA DEĞER VERMEYEN PKK, CENAZELERİNE BİLE SAHİP ÇIKMIYOR

    İçerisinde yaşanan görüş ayrılıkları ve antidemokratik uygulamalar nedeniyle üye kaybına uğrayan ve şiddet kararı nedeniyle uluslararası çevrelerce eleştirilen PKK/Kongra-Gel’in, üyelerini kullanıp kenara attığı ve insanları bir hiç olarak görmeye devam ettiği bildirildi.

    Diyarbakır’ın Lice ve Bingöl’ün Genç ilçeleri arasındaki kırsal kesimde güvenlik güçleriyle çatışmaya girip ağır yaralanan ve Silopi yakınlarındaki arazide çarşafa sarılı halde çırılçıplak bulunan teröristin PKK’nın Diyarbakır sorumlusu Mehmet Söğüt olduğu ortaya çıktı.

    Diyarbakır’da 8 Ekim 2008 günü polis servis aracına yönelik düzenlenen saldırının bizzat planlayıcısı olan Mehmet Söğüt, 3 Ocak 2008 günü Diyarbakır’da askeri servis aracına düzenlenen eylemin talimatını vermek suçundan da aranıyordu.

    Söğüt’ün Diyarbakır’ın Lice ve Bingöl’ün Genç ilçeleri arasında “Ape Musa” adı verilen Akdağlar bölgesinde 10 Mayıs’ta güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada yaralandığı, tedavi amacıyla örgüt tarafından Kuzey Irak’taki Zap Kampı’na götürülmek istenirken kan kaybı sonucu hayatını kaybettiği tespit edildi. PKK’nın, Söğüt’ün yolda ölmesi üzerine çırılçıplak cesedini bir çarşafa sararak Silopi ilçe merkezi yakınlarındaki boş bir araziye çöp gibi bıraktığı anlaşıldı. Terör örgütü PKK’nın 10 Mayıs gününden beri gizlediği olayın, Söğüt’ün ailesinin Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı’na müracaat etmesiyle ortaya çıktığı kaydedildi.

    Gece 24.00 sıralarında Diyarbakır’da defnedilen PKK’lı Mehmet Söğüt’ün cenazesine DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, DTP il ve ilçe başkanları katıldı ve PKK lehine sloganlar atıldı. Canilerin kıydığı gencecik fidanların cenazelerine ilgi göstermeyen DTP’liler, her zaman ve her olayda olduğu gibi bu sefer de terörü yalnız bırakmayarak PKK’nın yanında yer aldıklarını gösterdiler.

    Bu arada Mehmet Söğüt’ün ölüm haberi, terör örgütünde şok etkisi yarattı. Örgüt kendi yayın organları aracılığıyla yaptığı yalanlarla dolu duyuruda; Söğüt’ün havan atışlarından ağır yaralandığını, tedavi için tüm imkanların yerine getirilmesine rağmen kurtarılamadığını açıkladı.
    Mehmet Söğüt, insan sevgisinin ne olduğunu bilmeyen PKK’nın, ne ilk ne de son icraatı. O sadece bir ATIK!

    Helin Demir – helindem@mynet.com

  7. helin demir says :

    PKK DEĞERLENDİRMESİ
    PKK ne yapmak istiyor, hangi amaca hizmet etmektedir? Gerçekten bir halkın mutluluğu, huzuru ve refahı için mi yola çıkmış? Bağımsızlık, demokrasi, özgürlük ve kardeşlik için mi çabalıyor? Çağdaş ve sağduyu sahibi her insanın belli bir süreden beri yurdumuzun bazı yörelerinde cereyan eden olayları göz önüne aldığında bu sorulara olumlu bir cevap vermesi mümkün değildir.
    PKK bölge halkını, kendi benliğine ve sorunlarına yabancılaşmış ve teslimiyetçi, gençliği ulusal inkarcı ve uşak, servet sahibi insanları hain olarak görmektedir. Kısaca bu düşüncesini bir cümle ile şu şekilde izah etmektedir: “Kendisine ihanet etmemiş hemen hemen tek bir fert kalmamıştır. Evet, PKK, toplum hayatında ve düşünce yapısında asırlardan beri kökleşen değer yargılarına, gerici, teslimiyetçi vb suçlamalarla saldırmayı bir ilke olarak benimsemiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere daha başından toplumun tümüne inanmamakta ve güven duymamaktadır. PKK ideolojisini savunanlar dışında kalan toplumun her kesimi düşman ilan edilmiştir. Bu nedenledir ki PKK, ideolojisini yaymak ve benimsetmek için bireysel terörizm yoluna başvurmuştur.
    Dünyanın hiçbir yerinde ulusal kurtuluş mücadeleleri bizzat o ulusun fertleri hedef alınarak başlatılmamıştır. Oysa PKK ve benzeri örgütler bunun tam aksi anlayışla hareket ederek ülkede kardeş kanı akıtmaktan öteye gitmemiştir. Bağımsızlık, yurtseverlik sloganlarının da birer aldatmaca olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. PKK, savunduğu dava açısından komşu ülkeleri birinci derecede düşman ilan ettiği halde, bu ülkelerde belirli güç ve odakların denetimindeki kamplarda eğitim yapmıştır. Bu ülkelerin PKK vb örgütlere kucak açması elbette çıkarları içindir.
    Mantıklı bireylerin, düşünmesi halinde ortaya çıkan bu tablonun mahiyetini anlamakta zorluk çekmesi mümkün değildir. Stratejik olarak başarı şansı olmayan bir avuç silahlı kadrodan teşekkül eden bir örgütün devletler düzeyinde maddi ve manevi olarak desteklenmesinde tek bir amaç vardır. O da bu örgütün söz konusu devletlerin çıkarlarına hizmet etmesidir. PKK ile bu devletler arasında politik bakımdan bir güç kıyaslaması yapmak sadece bir komedi olabilir.
    Bugün PKK’nın kırsal kesimde ellerine silah tutuşturduğu bir avuç insana yaptırmakta olduğu eylemlerin niteliğine baktığımızda gerçekler gün ışığına çıkmaktadır. Kendilerine yardımda bulunmayan köylü vatandaşları, yaş ve cinsiyet ayrımı gözetmeden katledebilmektedir. Özellikle örgüt saflarındaki insanlar, hemen herkesi düşman ilan eden siyasi bir çizginin geleceği olabilir mi sorusunu kendilerine yöneltebilmelidir. Suçsuz ve savunmasız insanlar, hem de yaş ve cinsiyet farkı gözetilmeden niçin öldürülmekte? Örgüt içinde muhalefet eden, eleştirilerde bulunan insanlar, çeşitli suçlamalarla neden katledilmekte? Yine en önemlisi daha düne kadar düşman ilan edilen devletlere niçin sığındılar?
    Kendi gücüne güvenmeyen, kitleleri her bakımdan karşısına alan halka inanç ve güveni olmayan bir akımı bekleyen akıbet, geçmişte olduğu gibi bugün de hüsran ve yıkım olabilir. Politik mücadelede en önemli cesaret kaynaklarından biri de inanç gücüdür. PKK bu inançtan yoksundur. Bu nedenledir ki, savunmasız insanları canice katledebilmektedir. PKK’lılar çaresizlik ve acizlik içinde her geçen gün kendi sonlarını hazırlamakta ve hızlandırmaktalar. Siyasal olarak kitlelerle bütünleşmeyen hiçbir akımın çağımızda başarı şansı yoktur. Bireysel terörizmin temelinde yatan esas gerçek de budur. Başından beri gençlik saflarında dar bir kadro hareketi olmanın dışına çıkamayan PKK, günümüzde de kitle desteğinden tamamen yoksun durumdadır.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  8. helin demir says :

    DTP’NİN KÜSTAHLIKLARI
    PKK’yla bağlantısı olduğu ve Abdullah Öcalan’ın talimatıyla kurulduğu öne sürülen DTP’nin, sırtını demokrasi dışı bir güce dayadığı, önüne sunulan tüm imkanlara rağmen kendini bu güçten soyutlayamadığı yadsınamayacak bir gerçek olarak karşımızda duruyor. PKK güdümünde hareket ettiği sürece siyaset arenasında başarı gösteremeyeceği anlaşılan DTP’nin küstahlıkları nedense bir türlü bitmek bilmiyor.
    DTP Milletvekili Hamit Geylani, çatışmada ölen PKK’lı Kamuran Efrin’in cenaze töreninde yaptığı konuşmada “Kürt halkının özgürlük mücadelesinde ölen her insanın şehit olduğunu, çünkü bu mücadelenin Allah’ın bahşettiği ana dil özgürlüğü, bir halkın var olup olmamasının özgürlüğünün mücadelesi olduğunu” söylüyor. Yaklaşık 15 gün önce Hakkari’nin Yüksekova ilçesi Dağlıca köyü Oremar bölgesinde çıkan çatışmada yaşamını yitiren ve yaklaşık 15 gündür Hakkari Devlet Hastanesi Morgunda tutulan PKK’lı Kamuran Efrin, Suriye’de bulunan ailesi gelmeyince DTP’liler tarafından alınarak belediyeye ait ambulans ve beraberindeki büyük bir araç konvoyu eşliğinde Kimsesizler Mezarlığı’na götürülüyor. PKK tarafından katledilen gencecik canların cenazelerine katılmayan DTP’liler, terör örgütünü her zaman olduğu gibi koruyor ve yanında olduğunu gösteriyor.
    Bitlis Tatvan’da DTP’li belediyenin düzenlediği Doğu Anadolu Fuarının açılış töreninde de ilginç sahneler yaşanıyor. Törende, ölen PKK’lılar için “devrim şehitleri” benzetmesiyle 1 dakikalık saygı duruşu anonsu yapılınca DTP milletvekilleri, belediye başkanı ve bir çok kişi ayağa kalkıyor. Kaymakam Orhan Şefik Güldibi, kurum amirleri ve bazı sivil toplum örgütü temsilcilerinin hiç hareket etmeyerek tepkilerini dile getirdikleri törendeki küstahlıklar, bunlarla da bitmiyor. Kortej yürüyüşü sırasında açılışı organize eden Diyarbakır merkezli şirketin yetkilisi Hülya Dağ’ın, Türk bayrağına müdahale etmesi gerginliği iyice tırmandırıyor. Dağ’ın, “Bu bayrağın burada ne işi var? Lütfen müdahale eder misiniz” dediği zabıta, “Müdahale edemem, bana hiçbir program veremezsin” karşılığını veriyor. Dağ’ın “Türk bayrağı yok, sadece fuar bayrakları var” sözlerini duyan bir vatandaş ise araya girerek “Bayrağın nesi sizi rahatsız ediyor” şeklinde tepkisini gösteriyor.
    Bu arada fuar alanındaki törende bu yıl İstiklal Marşı’nın okunmaması da, küstahlıkların başka bir boyutunu yansıtıyor. Ancak milli marşımızın okunmadığı törende DTP’liler “devrim şehitleri” için saygı duruşunda bulunabiliyor. Tören, konuşma için kürsüye gelirken önce Kürtçe ardından da Türkçe anons edilen Kaymakamın gerçekten anlamlı konuşmasıyla devam ediyor: “Gücümüzü birleştirdiğimiz, parmaklarımızı insanların gözüne sokmadığımız zaman Tatvan, Tatvan olacaktır.”
    Evet, Kürt Türk fark etmeden gücümüzü birleştirelim ve hepimizin Türkiye’si için çalışalım. Değerlerimize sahip çıkalım. Fırsatları değerlendirelim. Artık gerçekleri görmenin zamanı gelmedi mi? Hiç birimiz terör ve göz yaşı istemiyoruz.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  9. helin demir says :

    AÇ GÖZLERİNİ KULAKLARINI, SÖZÜNDE DUR RASMUSSEN!

    Geçen hafta Türkiye’yi ziyaret eden eski Danimarka Başbakanı yeni Nato Genel Sekreteri Rasmussen, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya geldiği ikili görüşme sonrasında kameraların karşısına geçerken, gazetecilerin ROJ TV hakkındaki soruları karşısında zor anlar yaşadı. Danimarka Başbakanı olarak görev yaptığı dönemde terör örgütü PKK’nın yayın organı ROJ TV’nin yayınının durdurulması talebinin reddedilmesine ilişkin sorular üzerine “Terörle mücadele gerçekten benim önceliklerimden bir tanesi. Ben aynı zamanda daha da yakından bakmak isterim yani NATO acaba nasıl biraz daha güçlendirebilir diye. Terörle mücadele gerçekten büyük bir öncelik. Şimdi belki biraz daha geçmişe bakıp eski görevime dönersek şimdi mevcut hükümet içinde de geçerli. Eğer Danimarka’daki yetkililere net bir kanıt sunulursa yani ROJ TV’nin Danimarka yasalarına aykırı davrandığına dair o zaman gereken yapılacaktır. Sanırım yeni Danimarka hükümetinin de politikası bu yönde olacaktır. Net kanıt sunulursa kapatılabilir” şeklinde konuştu.
    Rasmussen, Nato Genel Sekreteri seçilmek için destek ararken, Türkiye’ye ROJ TV’nin kapatılması yönünde güvence vermeyi de ihmal etmemişti. Oysa şimdi bambaşka fikirler içinde beyanlar veriyor.
    PKK’nın açık ve seçik yayın organı olarak hareket eden ROJ TV’nin 24 saatlik yayınlarının tümünde teröre hizmet ettiğini anlamak için yayın yönetmeni ya da terör uzmanı olmaya gerek bulunmuyor. ROJ TV yayınlarında hemen her gün şiddete teşvik içerikli yayınlar, küstah tehditler ve tahrik edici açıklamalar yer alıyor. İzleyen herkesin kolayca bu kanaate varacağı son günlerdeki terörist yayınlardan işte bazıları!
    2 Ağustos 2009 tarihli haber bülteninde İmralı sakini Abdullah Öcalan, “Eğer ben burada elimi çekersem korkunç şeyler olabilir.” diyerek, “Kürtlerin her türlü gücü olduğunu ve hiç kimsenin durduramayacağını” kaydediyor.
    4 Ağustos 2009 günü yayınlanan haberlerde PKK’ya bağlı bir grubun Diyarbakır’daki bir fuhuş evine ses bombası ve molotof kokteylli saldırı düzenlediği, bu tür faaliyet gösteren kişi ve yerlere eylem düzenlemeye devam edecekleri uyarısında bulundukları, yine Diyarbakır’ın bir mahallesindeki İş Bankasına da molotof kokteylli eylem yaptıkları aktarılıyor.
    13 Ağustos 2009 tarihli yayında HPG, eylemsizlik sürecinde olunmasına rağmen, Kürt gençlerini açıkça dağlara davet etmekten geri kalmıyor. Üstelik bu yetmiyormuş gibi bir de Apo’suz çözümün diretilmesi halinde eşi görülmemiş bir direnişe hazır oldukları uyarısında bulunuyor.
    Ağustos ayının son günündeki Türkçe haberlerde ise PKK’nın bir üst düzey yöneticisi, gerillanın hem nicel hem de nitel olarak büyütülmesi gerektiğini ifade ediyor.
    Şimdi ortada bütün bu kanıtlar varken Rasmussen’in hala “Net kanıt sunulursa kapatılabilir” şeklindeki ifadesine gerçekçi bir anlam vermek imkansız görünüyor. Rasmussen ya gerçekleri göremiyor ya da görmek istemiyor. Ya da gerçekten gözleri kör, kulakları da sağır. En iyisi bir doktora görünmeli!
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  10. HELİN DEMİR says :

    SÜRECE İLİŞKİN
    “İlk önceleri bağımsız bir söylem ifade etsek de şimdiki gerçekliklerde biz ayrı bir Kürt devleti istemiyoruz. Bazen silahlı mücadele değil de demokratik yolları en başta neden denemediğimizi düşünüyorum doğrusu. Biz Türk vatandaşlığını ve kimliğini bir üst kimlik olarak kabul ediyoruz. Ama özde Kürdüz. Bunun kabul edilmesini istedik. Yoksa biz Türklerle aynı gemide olduğumuzu biliyoruz. Belki inanmazsınız ama Türkiye ile bir başka devlet savaşsa biz Türkiye’nin yanında oluruz. Çünkü aynı gemideyiz ve bu gemi batarsa biz de batarız. Bunu biliyoruz. DEHAP (DTP’nin o zamanki adı DEHAP’tı) bizi tam olarak temsil edemiyor. Yetersiz kalıyor.” diyordu 2003 yılında Siirt E Tipi Cezaevi’nde bulunan bir PKK mensubu.
    “Stratejik Boyut” adlı sitede yayınlanan bu PKK mensubunun 6 sene önceki açıklamalarına göre DTP ve PKK’nın bu süreçteki tavır ve samimiyetinin netleşmediği görülüyor. DTP’nin PKK’ya rağmen bir yaklaşım-çözüm üretemeyeceği anlaşılırken, gerçekten çözüm sürecinin önündeki iki önemli engelin de DTP ve PKK olduğuna, çözümden yana olanların ne PKK’ya ne de DTP’ye güvenmediklerine, çünkü DTP ya da PKK’nın Kürtleri temsil etmediğine dikkat çekiliyor.
    DTP’nin PKK’dan bağımsız olarak düşünülemeyeceği, bağımsız politikalar ve inisiyatifler içinde olamayacağı, şu halde süreçte PKK’nın tavrının etkili olacağı kaydediliyor.
    Son olarak yaşanan Eruh çatışmasında yitirdiğimiz 7 fidanımızı düşündüğümüzde PKK’nın bu süreçteki tavrının medya platformlarında sorgulanmadığı ve analiz edilmediği gerçeğiyle karşılaşılıyor. PKK’nın bu konuda herhangi bir açıklama yapmamış olması da dikkat çekici.

    Öte yandan Zaman gazetesinin haberine göre PKK’nın şehir yapılanması olan KCK’nın provokatif eylem hazırlığında olduğunun ortaya çıktığı vurgulanıyor. Örgütün, Abdullah Öcalan’ın yol haritası avukatlara verilinceye kadar eylemlere devam etmeyi kararlaştırdığı, KCK’nın, güvenlik güçlerini tahrik ederek halkla karşı karşıya getirmeyi planladığı, yaşamı felç edecek her türlü eylemin meşru olduğunu bildirdiği açıklanıyor.

    Bütün bunlara rağmen tereddüt etsek bile PKK’nın da gerçekten çözüm istediği varsayıldığında örgüt içinde ve örgüt çizgisi dışında faaliyet gösterebilen derin kadronun süreci sabote edebileceği düşünülüyor. PKK içinde etkin pişmanlıktan yararlanabilecek durumda olan genelde alt seviyedeki kadrolarda yer alanların aslında çözümden yana olduğu, süreci tıkayanların üst düzey yöneticiler ve dolayısıyla aynı tayfanın devamı olan siyasi uzantıları olduğu anlaşılıyor.

    Cumhuriyet gazetesinin haberine göre, terör örgütünün silah bırakması bağlamında iki seçenek üzerinde duruluyor. Buna göre terör örgütünün silah bıraktığını açıklaması ve daha sonraki süreçte Bölgesel Kürt Yönetiminin de eşgüdümünde elindeki silahları Irak makamlarına teslim ederek BM denetimindeki Mahmur Kampı’na yerleşmesi öngörülüyor. Mahmur Kampı’ndaki militanların da daha sonra gruplar halinde eve dönüşü planlanıyor.

    İkinci seçenek olarak ise terör örgütü militanlarının silahsız biçimde Kandil’den inip doğrudan Bölgesel Kürt Yönetimi aracılığı ile Habur’da Türk güvenlik güçlerine teslim olması gösteriliyor. Açılımın gündeme gelmesinden sonra bu yolu kullanarak bazı terör örgütü mensuplarının teslim olması, bu formülün fiilen uygulamada olduğunu kanıtlıyor.

    Her iki seçenek bağlamında dağdaki militanların indirilmesi için aileleri ile görüşmeler yapılarak etkin pişmanlıktan yararlanmalarının sağlanacağı belli oluyor.

    Sonuç olarak Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in ifade ettiği gibi Kürt açılımında rol alan ve alacak tüm aktörlerin gözden kaçırmaması gereken en can alıcı nokta, Kürt siyasetçisinin de, Türk siyasetçisinin de, Kürt aydınının da Türk aydınının da, DTP’nin de daha cesur olmak zorunda olduğu. İyi ve devamlılık arz edecek bir sona ulaşmak için terörden uzak, cesur davranışlar gerekiyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: