” İsrail’i kınamayan Arap Birliği’nin hayatta kalmasına ihtiyaç yok “

Acaba Arap dünyasının hayati sorunlarını çözmek için Arap Birliği’ne ihtiyaç var mı? Arap Birliği, Britanya gözetiminde Arap olmayan bir iradeyle kurulmuştu. Britanya, Arap siyasetini o zamanki politikaları doğrultusunda kuşatmayı hedefliyordu. Arapların uluslararası baskılara boyun eğmesiyle birlikte, Arap Birliği’ne rağmen Filistin konusundaki kararları Yahudiler aldı. Beyrut zirvesinde Araplar toprak karşılığı barış sunup İsrail’i tanımayı teklif etmişti; İsrail de ABD desteğiyle bu öneriyi geri çevirmişti. Daha sonra Filistin konusu siyasi labirente girdi ve bunu ABD’nin Arap-İsrail barışını Ürdün ve Mısır’la birlikte planlama başarısı taçlandırdı. Filistin’in kurtuluşunu hedefleyen dinamikler yok oldu. Çoğu Arap rejiminin resmi politikası İsrail’i tanıma; barış planlarının parçası olarak İsrail’de ekonomik ve siyasi temsilcilikler açma yönünde oldu. Bu geri adımla birlikte, Araplar arasındaki ortak savunma anlayışı ve İsrail’i boykot suya düştü.

İsrail’i boykot bile yeterdi

Aynı süreç içinde, Arap Birliği sadece dışişleri ve delegeler düzeyinde karar alan bir kuruma dönüştü. Çünkü Araplar hayati sorunlarına dair anlaşamadı. Ortada siyasi anlamda bir Arap dünyası kalmadı. Zira İsrail ve destekçisi ABD, Araplarla toplu müzakereleri kabul etmedi. Çünkü Arap dünyasını bir bütün olarak tanımıyor, her ülkeyle ayrı ayrı ilişki kuruyorlardı. Araplar, Amerikan baskıları karşısında parçalandı. Bu parçalanma sonrası Filistin’i kurtarmak yerine bu sorundan kurtulmak istediler. Ve sorun tekrar uluslararası oyuna, özellikle de ABD yönetiminin yeni stratejisine dahil oldu. İki devletli çözümle ilgili aldatıcı konuşmalar yapıldı. ABD, ‘yol haritası’ aracılığıyla çözümü dile getirdi ama planı uygulamaya çalışmadı. İsrail de bu aldatıcı ortamda Batı Şeria ve Kudüs’ten Filistin toprağı koparmayı sürdürdü; Filistinlilerin dönüş hakkını reddetti, devlete Yahudilik sıfatı verdi. Filistin yönetimini düşürüp, karşılıklı müzakere yürütecek ortak bulamadığını iddia etti, intifada sonrası güvenliği siyasetin üzerinde tuttu. Arap Birliği ise hiçbir şey yapamadı. İsrail’in Lübnan’a saldırması sonrası zirve kararı alamadı. Hatta, bazı liderler sorumluluğu direnişe yükleyip İsrail’e saldırı gerekçesi sundu. Oysa Arap halkları saldırılara karşı durup direnişi destekledi.
Peki, ABD ve İsrail’in bitirici darbeleri sonrası Arap Birliği’ne ihtiyaç var mı? Arap liderler neden İsrail’e mutlak destek veren Amerika’nın aşağılamasını kabul ediyor? Oysa, Arapların ABD’ye ihtiyacı yok. Aksine, ABD Araplara muhtaç. Bizler, Arapların İsrail’e savaş açmasını talep etmiyoruz. Elçilerini çekmek zorunda bırakmak düzeyinde de olsa, İsrail’e baskı yapmalarını talep ediyoruz. Fakat, bu adımı bile atmaya cesaret edemiyorlar. Arap Birliği, Irak, Sudan, Somali, Filistin ve Lübnan’da etkin müdahalede bulunamadı; ABD ve müttefiklerinin dayattıklarına boyun eğdi. Ağlama duvarına dönüşen Arap Birliği’nin hayatta kalmasına ihtiyaç var mı? Peki bu ordular niçin var ve bu kadar silahın yararı ne? Bu hayati konularda Arapları bir araya getirecek bir Arap dünyası var mı? Son gelişmeler, Arap halklarını direnişin birleştirdiğini gösterdi. Bu rejimlerin ABD politikalarıyla değil halklarıyla eşgüdümlü olmasını istiyoruz.

MUHAMMED HÜSEYİN FADLALLAH – Lübnan gazetesi Sefir, 4 Ağustos 2006

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: