Toplu mezarlar!

“Mezar” ifadesi için affınızı talep etmek durumundayım.
Zira küreselleşen dünyanın kendisi ile yarışacak denli yuvarlak ve öğütücü çocuğu topa [futbol] merak salmak ya da şuursuz bir istekle buna heves etmek, insanı gübreleştirmekten başka hiçbir işe yaramaz. Kafatasının içindekiyle midesinin içindekiler aynı olanlar, biliriz ki ağız tadıyla ölümü ya da mezarı bile hak etmezler. Dolayısıyla başlığın yarısını dolduran “mezar” sözcüğünü siz çukur veya kubur olarak da okuyabilirsiniz.

Sıradanlığın evrensellik boyasına bulanıp aklın önüne plastik bir set çektiği futbol, modern dünyanın yeni özgürlükçü dini olarak kabul ediliyor. Futbol kimileri için bir din olunca, kulüp başkanlarının ya da futbol yazarlarının da din adamı olduğu çıkarımı tuhaf karşılanmamalıdır. Doyumsuz bir iştahla, öğütücü bir kandırmacayla ve ahlaksız kapitalist çarklarıyla futbol, her türlü rezilliğe sahne imkânı sağlayan bir sefiller kumpanyasıdır. Fertlere ya da topyekûn milletlere sahte kişilikler ve zaferler bağışlayan bu yolla onları gerçek dünyadan uzakta, yalancı bir dünyanın nesneleri haline getiren futbol, ünlü spor yazarı Karl Marks’ın –ki nezdimde kafa karıştırıcılığından ötürü bir futbol yazarıyla aynı öneme sahiptir- ifadesiyle, tam anlamıyla; “kitlelerin afyonudur”. Gerçek, içinde efkârı barındırır ki efkâr düşünce kelimesinin çoğuludur. Ve gerçek her zaman can sıkıcıdır. Bu can sıkıcı dünyaya direnmek istemeyenler ya da çoğunlukla böyledir, direnemeyen zayıf kişiliklerin asgari doksan dakikalık rahatlama ve kaçma halinden başka bir şey değildir futbol. Yirmi iki tane plastik nesnenin bir kürenin peşinden koştuğu, onları izlemek için on binlerce kişinin top’lu mezarlıklara[stadyumlara] akıştığı futbolun, nereden bakarsanız bir spor değil, canavarlaşan kapitalizmin fakirlerin bedenlerinde yükseldiği ucuz bir alışkanlık olduğunu görürsünüz. Öyle ki tetikleyici bütün unsurlar [siyaset, ticaret ve medya egemenleri] maddi kazanımlarından ötürü bu ucuz ve uyutucu alışkanlığı, dokunulmazlık tahtına çekmeye çalışmaktadırlar. Olur ya, on binlerce insanın tıka basa dolduğu bu dev uyku tulumlarındakileri bir gün uyandıracak bir ses yankılanabilir. Futbol mu siyaseti, siyaset mi futbolu yönetiyor? Zaman zaman roller, birinin ağırlığında değişse de futbolun siyasi işleyiş ve dalgalanmalar üzerindeki belirgin gücü hiçbir zaman yadsınamaz. Bu ahlaksız kandırmacanın ülke içi siyaset ve lig ilişkisindeki pervasızlığı, patlamış bir fosseptik çukuru gibidir. Bu kirlilik her yanda rahatlıkla görülebilir, hatta sakınsanız bile üzerinize sıçrayabilir. Geçtiğimiz yılları hatırlayacaksınız; bir Türk takımının Avrupa takımları karşısındaki başarısıyla, benzin fiyatlarına yapılan zamlar arasında, stadyumları dolduran uyku severlerin anlamayacağı bir paralellik söz konusu idi. Aynı şekilde Türk milli takımının, dünya futbol şampiyonasında üçüncü olmasıyla, Türkiye’deki ucuz milliyetçilik dalgasının yükselmesi de paralellik arz ediyordu. Sözü uzatmaya gerek yok. Uluslar arası ölçekte futbolu yönlendirmek için toplaşmış kuruluşlar, Kıbrıs Türk takımlarıyla, Türkiye’deki takımların, özelde de olsa karşılaşma yapmalarına izin vermemeleri neyle açıklanabilir ki? Futbol evrensel bir kandırmacadır! Futbolun bir sanat olduğunu, içinde bir incelik barındırdığını söylemek Amerikan başkanının sanatçı olduğunu söylemek kadar aptalcadır. Dahası şu ki, günümüzdeki son haliyle futbol, bir spor olmaktan da uzaklaşmıştır. Milyonlarca insanın bir aylık emeğine denk paraların, korkunç bir kumar ağıyla bir günde el değiştirdiği, tribünlerde ya da bu kumar döngüsünden ötürü binlerce cinayetin işlendiği, her türlü karalama, tehdit etme ve aldatma gibi binlerce ahlaksızlığın at koşturduğu futbol, bu haliyle bir spordan çok yasa dışı kanlı bir mafya örgütlenmesidir. Arasını fazla uzak tutmadıkları televizyon haberleriyle bazen karşılaşıyoruz; hakemlerin kurşunlanması, şike tartışmaları, havada uçuşan milyarlarca yeni Türk lirası, ahlaksızca basılan futbolcular, küfürlü cevaplaşmalar, şiddetli tartışmalar ve sair anlamsız, akılsız tuhaflıklar. Sadece dehşetli kapitalist döngüsünden ötürü kendisinden nefret edebileceğimiz futbol, ister istemez hayatlarımıza az ya da çok dâhil oldu. Bu denli zihinsel kışkırtmaya direnmek elbette zor. Sözgelimi kimi entelektüellerimiz futbolu öylesine içselleştirmişler ki, anlatmaya çalıştıkları sıkıntıyı futbol terminolojisiyle zenginleştirerek, daha izahi(!) bir biçimde sunmaya çalışıyorlar. Mahalle maçına çıkarkenki iştiyakla ellerine kalem alanlar, futbol inceliği(!) olsa gerek, sportmence davranışlara oldukça hassasiyet göstermeye çalışsalar da çoğunlukla sarı kartlık vaziyetlere duçar olduklarını sıklıkla görüyoruz. İnsan tüm bunları görünce üzülüyor. Ne acı. Kışkırtıcı cümlelerinden ötürü, kendisini imrenme ile hayranlık arasında bir titizlikle takip ettiğim Murat Menteş’in aktardığı yerinde bir paragrafı alıntılayarak dikkatinize sunmak isterim: “Bir televizyon programında sağcı bir eski milletvekili, ilahiyat profesörüne soruyor: “Akıl mı din mi?” Profesör aynen şöyle diyor; “Akıl ve din rakip takımlar gibi algılanmamalı, yani din aklın sahasına geçtiğinde deplasmanda değildir. Din, aklın antrenörü gibidir, zira ona taktik verir, onu motive eder. Bir de nefis vardır, din idman yaptırır ki akıl nefisle arasındaki maçı kazanabilsin…”!(1) Tanıklık etmek zorunda olduğumuz yüzyıl, akıl bulantısının mide bulantısını çoktan geçtiği bir yüzyıl olarak belirginleşmektedir. Dünya genelindeki, insanları kurutulmuş kurabiye gibi öğütülmeye hazır hale getiren futbol üzerine elbette daha çok konuşabiliriz. Ancak konuşmakla susmak arası bence bir gözüküyor. Futbol, bir oyun olarak insanlığın üzerine öyle bir oyun oynamıştır ki, insanlar özgür tercihlerini sergilemek suretiyle “güdülmek” istediklerini haykıran kişilikler haline gelmiştir. Vaziyetimiz, yukarıdaki satırların da yardımıyla anlaşılacağı üzere vahim bir haldedir. Yapmamız gereken, bundan önce de yapmamız gerekendir. Haftadan haftaya doksan dakikalık bir hayat yaşayanlara anlatabileceğimiz pek de fazla bir şey yok aslında. Son bir şey var. En iyisi eve dönmek ve Cahit Zarifoğlu’nun “Stad” şiirini yeniden okumak.

(1) Aynalı Barikatlar, Murat Menteş, Şule Yayınları

Yusuf Genç
yusufigenc@gmail.com

2 responses to “Toplu mezarlar!”

  1. emel oğuz says :

    Futbolun sömürücü aptallığını çok iyi özetlemiş Yusuf bey.
    Hala böyle yazabilenler var,Yusuf Gençe teşekkür ederiz.

  2. neslihan says :

    allah sizin gibileri başımızdan eksik etmesin dilinize kalbinize kaleminize sağlık allaha emanet olun

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: