AŞKTA BÜYÜK DAMPİNG veya İSLAMİ FLÖRT

AŞKTA İNDİRİM!

Ne o öyle aşkı abartmalar. Artık herkes aşık olacak. Yer, zaman ve şahıs tanımadan. Ahirzaman dolayısıyla büyük ucuzluk! Artık her yerde aşık görecek, aşkı okuyacak, aşkla yaşayacaksınız.

Parolamız çok açık: Ömür boyu aşk!

Her an, her daim aşk ile olmak. Bakın dizi filmlere: Solgun aşk, Aşık hırsızla Aşık polisin yaralı Aşkları, Aşıklar Vadisi, Bir Aşk Masalı….

 Bakın şarkılarımıza: Bana bir aşk masalından şarkılar söyle, Aşıksın, Aşk bu…

Bakın magazin programlarına: X ile Y’nin ölümsüz aşkı. X, Y yi bıraktı Z ile ölümsüz bir aşk yaşamaya başladı. Bunun üzerine Y de X’e aşk olsun deyip yeni aşıkı T ile çıkmaya başladı.

Bakın masallarımıza: Prensesle çobanın aşkı. Prensle hizmetçi kızın aşkları….

Gazetelerimize ne demeli: Yüzyılın aşkı, Pop ilahının büyük aşkı (İlahlar da aşık olurmuş demek). X, aşkım için her şeyi yaparım dedi ve sevgilisini ayağından vurdurttu.

Artık aşk zamanı. Yaptığımız indirim sayesinde aşksız kimse kalmayacak. Aşk hayatımızın özlemi olacak.

Öyle de oldu. Daha ilk okuldan itibaren çocuklar aşık olmaya, aşk için yaşamaya başladılar. Lisede genç kızlar ve erkekler aşık olmayı dünyanın en önemli hakikatı olarak görmeye başladılar. Şöyle bir aşık kolumuza takıp dolaştık mı dünyalar bizim oluyor. Hatta bu dönemde bazı aşıklar aşkları için herşeyi terkedip evlilik kapısından giriyorlar.

Ve en fazla üç yıl. Üç yıl sonra aşkın yerini bunalımlar, saygısızlıklar, oturmamış kişilik bozuklukları ile ya baba evine geriye dönülüyor, ya da “kol kırılır yen içinde kalır” denilerek küsülen bir hayata devam ediliyor.

Üniversite ise mutlaka aşık olunması gereken bir dönem. Zira artık bu dönemden sonra aşkın vakti geçmektedir. Öyle ise her fırsat değerlendirilip aşık olunmalı ve birilerini kendimize aşık etmeliyiz. Bu dönemde artık aşk, kendisi gelen bir şey değil, bizim ona doğru koştuğumuz bir şeydir.

Geçenlerde sadece keyfiyeten büyük gazetelerin birinde bu konunun ehemmiyetini güzel anlatan bir manşet vardı: Hayatın yüzde sekseni aşktır.

Geriye kaldı yüzde yirmi, o da yemek, içmek, uyumak gibi zaruri ihtiyaçlar herhalde.

Bu ülkede ayrılıkların birbirlerine aşık olarak, hatta birbirlerini delicesine sevenler arasında çok daha yoğun olması ilginçtir. Şu aşk öylesine putlaştırılıyor, hayatın her safhasında öylesine parlatılıyor ki, aşık olmak âdeta cennetle özdeşleştiriliyor. Sonra aşkın birdenbire hayatın çok gerilerinde kaldığını fark ediveriyoruz.

Acaba imana aşkın kaçta kaçı kadar ehemmiyet verilebiliyor?

Yoksa aşk fırtınası biz dindarları da önüne alıp sürüklüyor mu? Adı aşk ile başlayan ve kapağında bir erkekle bir bayanın bulunduğu, İslami yayınevlerinde çıkıp, dindarlar tarafından yazılan öyle çok kitaplarımız var ki! Ehl-i dünyanın aşkını İslami flört haline getirmek de mümkün!

Biz bizi aşka değil, imanî bir duruşa çağırsak. Aşk gelir veya gelmez. Gönderilir veya gönderilmez. Aşkı bu derece ayağa düşürmesek. Bilsek ki Beyazıt’ta birbirlerine aşık olup, Sultanahmet’te evlenenler, Eminönü’nde kavgalarla ayrılıyorlar. Biz aşkı iman toprağında karşılasak ve ibadet suyu ile sulayıp, günahlardan çekilerek beslesek aşk Vahid ve Ehad olana yönelip, ebedi bir beraberlik olmaz mı?

Bu fıtri ortamda beslenen aşıkların ruhları, kalpleri birbirlerine mukabil gelmez mi?

Faydalıyı yetiştirmek gerek, dikenler ekilmeden de ürerler…

 

karakalem.net, Levent Bilgi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: