GATA’dan Haber: Bülent Ecevit Öldü

Bülent Ecevit hayatını kaybetti.

Eski Başbakanlardan “Karaoğlan” Bülent Ecevit , Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde tedavisinin 172. gününde vefat etti. Doktoru Mücahit Pehlivan, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, Ecevit’in vefat ettiğini açıkladı.18 Mayıs 2006 tarihinde geçirdiği beyin kanamasının ardından GATA’ya kaldırılan Bülent Ecevit tedavi altındaydı.

* * *

Bülent ecevit öldü belki ama Abdullah Öcalan yaşıyor.
Hem de, krallar gibi.

* * *

Grossman kıvırıyor, Ecevit itiraf ediyor

Soru: Öcalan’ı ABD bize neden verdi?

Ecevit:

ABD’lilerin Öcalan ‘ı bize teslim edeceğini, onların istihbarat örgütlerinin bizim istihbarat örgütüne söylemesiyle öğrenmiştim. ”Bu duyulursa, operasyon yatar” demişlerdi. Ben de bunu kimseye söylemedim. Öcalan, Kenya’dan getirilirken her aşamada bana bilgi verdiler. Ben hiç ayrıntı sormadım, onlar bir şey söylerse haberim oluyordu. Öcalan’ın teslim edilmesi neyin sonucuydu? ABD bunu neden yapmıştı, hiçbir zaman öğrenemedim. ABD, demokratik bir ülke. İçinde çok değişik güç odakları bulunuyor. Bir olayı bir güç yapabilir, diğeri onu beğenmeyebilir.

“CIA Apo’yu bize önerdi”

“CIA, gizli olarak MİT’e bir mesaj yolladı. ‘Eğer isterseniz Öcalan’ı dışarıda yakalayıp size verebileceğimizi umuyoruz’ dediler. Biz de Sayın Cumhurbaşkanı Demirel, Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı ve Ben toplanarak MİT’e gerekli yetkiyi verdik. Afrika üzerinde dolaştırıp, en uygun yeri bulduklarında, nihayetinde Kenya’da gönderdiğimiz görevlilere teslim ettiler”.

Marc Grossman reddediyor:

“Biz, yakalanması için çok çalıştık. Öncelikle şunu söyleyeyim: Abdullah Öcalan’ı Türkler yakaladı, Amerikalılar değil.
Türkler Öcalan’ın yakalanmasında yaptıklarının gururunu, sahip oldukları kapasitenin önemini anlamalılar. Bunu biz değil Amerikalılar yaptı diye düşünmek doğru değil”


Bu Kadına Haddini Bildirin!

Merve Kavakçı, DSP lideri Ecevit’in ağzından “Bu kadına haddini bildirin” tehdidini duyduğunda hissettiklerini şöyle anlatmıştı:

“Ecevit, zenci Rosa Parks’a haddini bildiren beyaz otobüs şoförü edasıyla parmağını bana doğru uzatarak, ‘Bu kadına haddini bildirin’ diye bağırıyordu. Özgürlük karşıtı, tek tipçi zihniyet kendini mekân ve zamandan bağımsız olarak nasıl da gösteriyordu. İçimden ‘Ne acıdır hiç ölmeyeceklerini zannedenlerin hali’ diye geçiriyordum. Bu haleti ruhiye içerisinde aklımdan şu kıyaslama da geçiyor: ‘Terazinin bir kefesine bazılarına göre ‘gerici, çağdışı’ olarak nitelendirilen kıyafetimle, bir bilgisayar mühendisi olarak kendimi, diğer tarafına ise Sayın Ecevit’in çağdaşlığını koyuyorum ve ‘çağdışılığımla’ gurur duyuyorum.”

Peki haddini bilmeyen kim?
Mustafa İslamoğlu

Elleri, ayakları, sesi titreyen, ama yüreği hiç titremeyen ihtiyar bir adam.. Bir “führer” edası içinde, Müslüman milletin meclisinin kürsüsünden bir hanımefendiye şöyle bağırmıştı:

“Bu kadına haddini bildirin!”

Üzerine yürüyen yüzlerce ‘erkeğin’ (!) arasında savunmasız bir kadın… Yüzünü gördüm o anda genç kadının; gördüğü bu dehşet manzara karşısında nasıl da şaşırmıştı? Belli ki bunca kin ve nefretin üzerine boca edilmesi, onu da şok etmişti. Kendimi hiç o kadar suçlu hissetmemiştim. İçimin yandığını ve ellerimi kaldırıp “Ya Kahhâr!” çektiğimi bugün gibi hatırlıyorum.

Hangi nezaket, hangi terbiye, hangi adamlık, hangi töre, hangi ahlak kaldırırdı bunu? Yüreklerini kin bürümüş “aslan Sosyal Demokratlar”, aslanlıklarını, av niyetine gözlerine kestirdikleri masum bir bayan üzerinden isbata kalkışmışlardı. Bayanın tek suçu, inancı gereği başını örterek, kişiliğini dişiliğinin önüne geçirmesiydi. Sonuçta milletin seçtiği bir bayan, tüm dünyanın gözleri önünde, millet iradesinin tecelligâhı (!) olan bir mekanda, laiklik iddiasındaki erkek ve kadınların “linç” girişimine maruz kalıyordu.

O manzarayı ve “Bu kadına haddini bildirin!” diyen titrek sesli ihtiyarı hiç unutmayacağım. Biliyor ve inanıyorum ki Allah da unutmayacak. Yine inanıyorum ki, haddini bilmeyenlere O bildirecek hadlerini. Allah adama haddini bildirmeye görsün, kimse yakasını O’nun adaletinden kurtaramaz! O ihmal etmez imhal eder (süre tanır). Ve ebedi mesajında der ki: “Ne zaman bizi kızdırdılar, onlara yaptıklarının acısını tattırarak intikam aldık!”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: