Başörtüsü taktığı için mesleğinden atılan ilk öğretmen

Melahat Armağan, Urfa’nın irfan dolu bir ailesine mensup fedakâr ve gayretli bir hanım. 23 yaşında başladığı öğretmenlikten bir ömür boyu vazgeçmeyen Melahat hanım, tam bir hizmet insanı.Şanlıurfa’da eskilerden kime sorsanız tanır Melahat hocayı. 35 yıl eğitmenlik yaptığı Kur’an kurslarından yetişen binlerce genç kız ve aileleri, 75 yaşına rağmen kitap okuduğu ders halkaları, kalabalıklarda gizlediği yalnızlığı, Melahat hocayı Urfa’da saygıdeğer alime bir hanım olarak öne çıkarıyor. O aynı zamanda Türkiye’nin başını örttüğü için görevinden alınan ilk öğretmeni. Mecburen el çektirildiği mesleğine Kur’an kurslarında devam eden, 5 yaşındaki okuma sevgisinden ve 23 yaşında başladığı öğretmenlikten bir ömür boyu vazgeçmeyen azimli, gayretli, fedakar bir hizmet insanı Melahat Armağan. 75 yıllık ömrü kırık dökük cümlelere ve birkaç sayfaya sığdırmak ne kadar zor. Urfa’da evinde, sohbetlerde ve Harrani Hazretleri’ni ziyaretlerinde 2 gün boyunca birlikte olduğumuz Melahat hocayı tanıdım diyemem ama kalplerimiz tanışıyor artık.

Urfa’da devrine göre iyi eğitim görmüş lise mezunu memur bir baba ile tahsilsiz ama bütün çocuklarını okumaya teşvik edecek kadar açık görüşlü bir annenin 9 evladından 6’ncısı Melahat Armağan. Ailenin en küçük çocuğu ise Melahat Hanım’ın bileziğini bozdurup üniversite eğitimi için İstanbul’a gitmesine yardım ettiği, bir dönem Harran Üniversitesi rektörü de olan Prof. Dr. Servet Armağan’dır. Servet hoca, tarihçi-yazar Mustafa Armağan’ın da amcasıdır. Urfa’nın yerlisi Türklerden olan aile, okuma yazma bilen insanların parmakla gösterildiği o mahrumiyet ve kıtlık yıllarında (küçük yaşta vefat eden ikisi hariç) bütün çocuklarına en azından ilkokul eğitimi aldırmıştır.

***

GAZ LAMBASINDA DERS ÇALIŞIYORDUK

“Okuma sevgisini ve öğretme arzusunu bana Allah verdi.” diyen Melahat Hanım’ın 5 yaşında başlayan bu sevgisi hiç bitmemiş. Ağabeyleri okula giderken ‘ben de gideceğim’ diye ağlayan, peşlerine düşen küçük kız, 75 yaşında hâlâ sabahlara kadar okuyor, akşamlara kadar da okuduklarını anlatıyor. İlkokula yaşı tutmadığı için kayıtsız başlayan, müfettiş gelince eve gönderilen Melahat Hanım o yılları şöyle anlatıyor: “Eve giderken sanki öldürüyorlarmış gibi gelirdi. O kadar üzülürdüm. Ağlaya ağlaya giderdim. O okuma sevgisi hiç geçmedi içimden. Şimdi deseler gene 1. sınıftan başla, başlarım. 1939’da ilkokula başladım. Tüm okulda toplam 18 kız vardı. Sadece 4 tanesi Urfa’nın yerlisi idi. Diğerleri şehre gelen memurların kızlarıydı. Aileme, ‘Ne gerek var, niye okutuyorsun?’ diye sorulurdu çevreden. ‘Mektepli’ görünce ayıp bir şey gibi bakarlardı. İlkokuldan sonra kız meslek lisesine devam ettim. Orada da Urfalı bir tek ben vardım. 2. Dünya Savaşı yıllarıydı. Zor zamanlardı bizim için. Bütün aile bir odada yaşardık. Gaz yok, lamba şişesi yoktu. Annemiz akşam olunca ‘Lambada bir avuç gaz var, ister çalışın ister yarın gidin dayak yiyin.’ derdi. Tüm kardeşler harıl harıl çalışırdık. Işığın önüne elimizin gölgesi vuruyor diye aramızda tartışırdık.”

***

MELAHAT HANIM VEKİL ÖĞRETMENLİĞE 1955’TE BAŞLAR

Liseden sonra 1955’te vekil öğretmenliğe başlayan Melahat Hanım, yaz tatilleri hariç 100 lira maaş alır. Bu, aile için çok önemli bir katkıdır. O devirde babaları da memuriyetten alınmıştır. Kardeşi Servet’i 1956’da üniversite eğitimi için İstanbul’a gönderirken kolundaki tek altın bileziği bozdurup 56 lira ile tahsil masraflarını karşılar. Posta treni ile Gaziantep’ten İstanbul’a geliş bileti 17,5 liradır. Bu arada Adana’daki öğretmen okuluna devam edip fark derslerini vererek 1960’ta asil öğretmen olarak atanır Melahat Hanım. Maaşı da 350 lira olur.

Armağan’lar aslında inançlı bir ailedir; ama ezanların Türkçe okunduğu, camilerde cemaatle namaz kılınmayan, Kur’an okumanın ve öğretmenin yasaklandığı o devirde inandığını yaşamak ve çocuklarına aktarmak çetin bir iştir. Melahat Hanım 18 yaşına gelene kadar gerçek bir ezan duymamıştır. Ancak 1950’den sonra kardeşlerinin de gayretiyle Kur’an okumayı öğrenir. Camilerde düzenlenen kurs ve okumalara katılarak bilgisini geliştirir. Yıllarca süren boşluğu kısa sürede bulduğu her kaynaktan doldurmaya gayret eder.


Başını örttüğü için öğretmenlikten alındı

Bediüzzaman Said Nursi’nin Urfa’ya gelen talebeleri vasıtasıyla Risale-i Nur eserleriyle tanışırlar. Ondan sonra daha büyük bir okuma sevgisi dolar içine. Öğrenciyken ve öğretmenliğinin ilk zamanlarında okula giderken başını örtüp, içeride açmak zorunda kalan Melahat Hanım’ın bu uygulaması, asil öğretmenliğe başlayınca yöneticilerin dikkatini çeker. Başını niye örttüğünü soranlara, bunun Allah’ın emri olduğunu, hem Anayasa’da örtülmesini engelleyen bir kural bulunmadığını anlatmaya çalışır uzun süre. 1964’te hakkında tahkikat açılır. 1969’da meslekten uzaklaştırılır. 1970’te Urfa’da açılan ilk resmi kız Kur’an kursunda yönetici ve öğretmen olarak göreve başlar.

Öğretmenlik vazifesine hem başı örtülü hem de din eğitimi alanında devam etmek Melahat hocayı daha mutlu eder. Hayatlıevler’deki ilk kursu ve çalışmalarını şöyle anlatıyor: “İlk kursta 18 sene çalıştım. Sonra başkaları açıldı çok şükür. Öyle çoktu ki öğrencim. Hem idarecilik hem eğitmenlik yaptım. Yeni hocalar yetiştirmek gerekiyordu. O zamanlarda imam hatip liselerine kızlar alınmıyordu. Kur’an kursunun bir köşesini özel okul yaptık. Tarih, coğrafya gibi dersleri ben verdim. İngilizce, Arapça, fen bilimleri derslerini dışarıdan gelen hocalar verdi. Kızları Ankara’ya sınava götürdüm. Urfa’nın Kur’an kursu hocaları benim yetiştirdiğim talebelerdir. Hepsine destek oldum. Aileleri bana emanet etti. Şimdi Elhamdülillah yetişmiş çok insanımız var. Çok çalıştım, çünkü işimi, öğrencilerimi çok seviyordum. Kendimi onlara adadım. 65 yaşı geçtikten sonra gönüllü devam ettim. 3 sene önce tamamen ayrıldım. Şimdi de evime gelenlere Kur’an dersi veriyorum.”


Hayatı okumakla geçti

Hayatını tamamen bu hizmete vakfeden Melahat hoca, taliplerinin çok olmasına rağmen iman ve Kur’an hizmetinde çalışma gayesiyle evlenmeyi hiç düşünmemiş. “Hiç pişman olmadım. Zorlukları oluyor, hayatı tek başına sırtlanıyorsunuz; ama yine de düşünmedim. Anne olmayı da hiç aklıma getirmedim. Allah bana çok talebe verdi. Kendimi eğitime, öğrencilerime vermiş oldum.” diyor. Elbette onun bu şekilde düşünmesi evliliğin hizmet etmeye mani olduğu anlamına gelmiyor. Onun kararı, kılı kırk yarar derecede muhasebe yapmaktan kaynaklanıyor.

Melahat hoca, akşamdan sabah namazına kadar gece boyunca kitap okuyor. Başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere, Buhari ve Müslim gibi sahih hadis kitapları, İmam Gazali’nin, İmam Rabbani’nin eserleri, Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kur’an tefsiri, peygamberlerin hayatlarını anlatan eserler, siyer kitapları ve Risale-i Nur külliyatı sürekli elinin altında olan, döne döne okuduğu eserler. Sabah namazını kıldıktan sonra kuşluk vaktine kadar uyuyor. Öğleden sonra tefsir derslerine veya sohbet toplantılarına gidiyor. Akşam eve dönünce okumalar tekrar başlıyor.


İnandığını yaşamak bugün daha kolay

Kendi yetiştiği zamanlara göre İslam’ın bugün altın devrini yaşadığını düşünen Melahat hoca şu değerlendirmeyi yapıyor: “Eskiden bir kadın toplantısına giderdik. Hiç kimse bir şey bilmezdi. İki ihtiyar kalkar, namaz kılardı. Eğlenmek için insanların taklitlerini yapar, gülerlerdi. Bugün ise kadınlar daha bilinçli. İbadetlerini de bilerek yapıyor. Bir günde birkaç yerde tefsir veya hadis dersi yapılıyor. Bizim gençliğimizde çok korkarak bir araya gelir, kitap okurduk. Gizli gelirdik eve. Kapı çalınınca benzimiz atardı. Bazen aramızdan birini giydirir, biri gelip, buraya niye toplandınız diye sorarsa, buna nişan takıyoruz deriz diye plan yapıyorduk. Şimdi çok şükür. Çok yaşlı bilinçsiz insanlar azaldı yavaş yavaş. Eğitimli, kaliteli gençler yetişti. Okuyor, anlatıyorlar. Bizim zamanımızda öğretecek kimse de yoktu. Annelerimiz de, onların anneleri de bilmezdi. Besmeleyi bile doğru söyleyemezdik.


Güneydoğu insanı yanlış tanınıyor

Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan törelere bağlı olumsuz gelişmeler çok abartılıyor ve bütün halka mal ediliyor. Oysa bunlar geçmişe göre çok azaldı. Şehir merkezlerinde değil, daha çok köylerde oluyor. Biz duymuyoruz böyle töre cinayetlerini, berdeli. Bu tür haberler bu bölgelerde yaşayan insanlarımızı da yanlış tanıtıyor. Halk arasında da ırk ayrımı yapılmaz. Halk birbiri ile kaynaşmıştır. Rabbimiz ‘Ben sizi kabile kabile, kısım kısım yarattım.’ diyor. Ne Arap’ın Türk’e, ne Türk’ün Kürt’e üstünlüğü vardır. Üstünlük ancak takva iledir. Ayrım yapanlar azınlıkta kaldı artık. Olanlar bile zamanla kaybolur. Çok insanlarla temas ediyorum. Öyle bir şeyden şikayet edildiğini duymadım. İnsanlar arasında çıkan sorunlar İslam’ı iyi kavrayamamaktan, bilmediklerinden ve bildiklerini yaşamadıklarından kaynaklanıyor. Karşımızdaki insanı mü’min kardeşimiz olarak görüp sahip çıksak hiç sorun kalmayacak aslında. Allah için sevmek, Allah için buğz etmek lazım.

Şemsinur Özdemir
Zaman – Ailem, Sayı 227

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: